Sendikamızın 25. Yıl kutlamasında Genel Başkanımız Adnan SERDAROĞLU’nun açış konuşması…

04.09.2018
Sendikamızın 25. Yıl kutlamasında Genel Başkanımız Adnan SERDAROĞLU’nun açış konuşması…
Sendikamızın Değerli Dostları, Yol Arkadaşları…
Bugün burada iki köklü kurumun birleşerek önemli bir güce dönüşmesinin 25. yılını kutlamak için bir araya geldik. Birleşik Metal İş Sendikamızın 25. Yılı hepimize kutlu olsun.
Ne mutlu ki bizlere böyle bir sendikanın, gün geldi sıra neferi, gün geldi önderleri olduk. Ne mutlu ki bizlere, şanlı tarihimizin, mücadele ateşiyle aydınlattığı yoldan yürümeye devam ediyoruz. Bir tsunami gibi sermayenin kıyılarına vuran o büyük sınıfsal dalgaların terkisine atlayıp, sancağımızı yere düşürmeden, siyasi güce, itaat etmeden, ideallerini hayata geçirmeye çalışan bu geleneğe bin selam olsun.
12 Eylül’ün o karanlık günlerinde, sendikaları kapatılmış, yöneticileri hapse atılmış, kadroları işten atılmış, herkes kendi çukurunda mahsur kalmış… Üyeleri, karşıya geçerken yolun ortasında, elleri bırakılmış çocuklar gibi çaresiz, birçoğu asker dipçiği ile sermayenin kucağına itilmiş, sarı sendikalara zorlanarak daha derin bir çukura hapsedilmiş, metal işçilerine sahip çıkanlara selam olsun.
Bu zorlu kavgada onca yaşananlara rağmen, yılmadan, usanmadan işçi sınıfının geleceğini kurmak için elini taşın altına koyanlara, görevden kaçmayanlara, “kalp herkeste var ama yürek başka bir şey diyenlere” selam olsun.
Hepsini, yapıya harç taşıyanları, çimentoya alın terini katanları, kırılan düşlerimizi yeniden kaynatanları, burada olanları, olmayanları, ölümün aramızdan ayırıp kalbimize gömülenleri, bir kez daha sevgiyle saygıyla anıyoruz. Yapı bitse de yapıcıları asla unutmayacağız. Hepsinin anıları bizde capcanlı… Ama en çok da bu sendikanın, grev ve direniş çadırlarında ve zaferlerinde yaşayacak. Işıkları, genç metal işçilerinin önünü hep aydınlatacak.
Değerli Dostlarımız…
Bu sendika 25 yıllık yürüyüşünde ateşten gömleği giyip, yoluna devam ederken, ne yazık ki ihaneti de gördü. Aynı kitabı okuyup farklı yerlerin altını işaretleyen, bize içimizden darbe vurmak isteyen, ruhu çiziklerle dolu kişilere de gereken dersi vererek, yaşadığı kimi ihanetleri hep püskürtmeyi başardı. Sendikamızı doğru bildiği yoldan, kararlılığından, döndüremezler, döndüremediler. Şunu herkes çok iyi bilsin ki bizler, ne umudumuzdan vazgeçeriz, ne de inadımızdan bu sendika kişilerin değil işçi sınıfına adanmış yaşamların, ortaya konulmuş kavgaların sendikasıdır. Bu sendika, işçi sınıfı ideolojisini rehber edinmiş, bir misyon sendikasıdır. Ve yolumuz, işçi sınıfının yoludur.
Evet, bugün 25. yılımızı kutluyoruz. Bu 25 yılın ilk anlarından itibaren her aşamasında, Sendikamızın farklı kademelerinde yer almış biri olarak yaşananların birebir tanığıyım.
Şöyle demiş Viktor Hugo; “Bu dünyada hiçbir şey zamanı gelen bir fikir kadar güçlü değildir”
Her iki sendika olarak, birimiz, bir diğerimizin hayalini gerçekleştirmiş olsak da, bu birlik, sadece iki sendikanın bir araya gelmesi değil, aynı zamanda farklı kişilerin, karakterlerini ve beklentilerin de bir araya getirmesi demekti. Çok kolay bir süreç olmadı. Kimi zaman dibi görünmeyen şey derin sanıldı, asıl derinliğin kimilerince anlaşılamamış olduğu zamanlarda. Kimi zaman da boynumuz kıldan inceydi ince olmasına ama demirden de sertti sözlerimiz. Kucaklaşmak için birbirimize sadece kollarımızı açmak yetmiyordu, kollar sonraki işti gönüllerimizi de açmaya ihtiyacımız vardı. Sonuç olarak mazeretlerin “vazgeçmeyi” beslemesine müsaade etmedik. Kemal Türkler’in bize emaneti olan “DİSK” çatısı altında, 2 iken bir olduk… Hayat bizi yeni bir merhaba ile ödüllendirdi. Aslında yapılan tam da şu idi, “tek başına da güçlüsündür ama başka doğrularla bir araya gelirsen, yenilmez olursun” İşte özetle bunu yaptık tüm zorluklara rağmen, elbirliği ile. Biliyoruz ki şimdiye kadar hiç kimse doğru yolda kaybolmamıştır. Ve yine biliyoruz ki bu alanda hedefe varılmaz, hedef insanı gevşetir. Kökü derinlerde ama genç sayılabilecek bu güçlü çınarın, güneşten ışık, ateşten metal yontan üyeleriyle beraber, gökyüzünde yükseleceği daha çok yer var. Ve tanıklık edeceği de nice zaferler olacak.
Sendikamızın Değerli Dostları…
bu çınarın bir kökü Kavel grevinden, Singer, Demirdöküm işgallerinden, 15-16 Haziran kalkışmasından, DGM direnişlerinden, Faşizme İhtar eylemlerinden, MESS grevlerinden, 1 Mayıs Taksim mitinglerinden gelmektedir.
1947 yılında kurulan Maden-İş Sendikamız, adım adım işçi sınıfının yolunu açan köşe taşlarını, eylemler, direnişler, mitingler ve sayısız mücadeleyle döşemiştir. Diğer kök ise, Kavel grevinin gerçekleştiği yılda kurulan Otomobil İş Sendikası’dır. 1980 cuntasının estirdiği rüzgara karşı ortaya konulan duruşlarda, Netaş grevinde, cesaret gerektiren zamanlarda kutlanan 1 Mayıs’larda, bu yasalarla hiçbir şey yapılmaz denilen zamanda gerçekleştirilen grev ve direnişlerdedir.
Otomobil-İş, 1983 yılından itibaren daha önce dayanışma ve güç birliği yaptığı Türkiye Maden-İş’den gelen metal işçilerine yüreğinde yer açarak misyonunu sürdürmüş, binlerce işçi için de büyük bir umut olmuştur. 1992 yılında DİSK’in yeniden faaliyetlerine izin verilmesi ile aslında birlik için de ilk adım atılmıştı. 4-5 Eylül 1993 de iki sendika birleşerek, “Birleşik Metal İşçileri sendikası” adını aldığında, işkolumuzda yepyeni bir dönemin de başladığını, hepimiz çok iyi biliyorduk.
Birleşik Metal-İş kurulduğu günden başlayarak, sınıf mücadelesinin geleneğinden devraldığı birikim ve sınıftan aldığı güçle adım adım ilerleyerek yürüdü hedefine. Türkiye’nin o zorlu günlerinde işçi haklarından taviz vermeden, geri adım atmadan, demokratik sınıf ve kitle sendikacılığı anlayışını, sendikal hareketin içinde devam ettirmeye çalıştı. Ama kolay değildi bu. Bocaladığımız, sendelediğimiz zorlandığımız günlerimiz de oldu. Ama pusulamız belliydi; işçi sınıfına ve sınıf mücadelesine olan inancımız, sendikal ilkelerimize olan bağlılığımız, bizi hep ayakta tutan unsurlar oldu. İşte bu inanç ve anlayışla köklerine daha güçlü dayanan bu gövde, büyümesini de, verimliliğini de artırarak gelişmesini hızlandırdı. Tazelenen güç ve kuruluş ayarlarına sadakatle birlikte, günün koşullarına uygun yapılan yeni işlerle, attığı adımların meyvelerini de toplamaya başladı. Ama meyve dalın ucundaydı ve sizin Aşil’i topuğundan vurma gibi bir göreviniz vardı.
Evet, 1980 Eylül’ü bazı dalları zamansız kırmıştı. “Komşun açken tok yatmayacaksın” sözünün, “düşene bir tekmede sen vuracaksın” ahlakıyla yer değiştirdiği, zamanlar yaşanıyordu. Ve hesabı sorulamayan suçlar sürekli kendini tekrar ediyordu. Yaşanılan o kötü günler, yaşamış olduğumuz iyi günlerin daha çok fark edilmesini ve aranmasını sağlamıştı ama biz biliyorduk ki imkansızsa ulaşmanın tek yolu, öncelikle onun mümkün olabileceğine inanmaktan geçiyordu.
Farklı düşünenin ezildiği 12 Eylül faşizminden ve yasaklarla dolu yasalardan ağır darbeler alan, sendikal mücadele ve sınıf hareketinin, en umutsuz günlerinde filizlenmeye başlayan bu genç, ulu çınar, birçok umudun da yeşerdiği, büyüyüp serpildiği bir emek yuvası oldu. Büyüyüp gelişen hayatın düşmanı da çok olur, meyve veren ağacın taşlayanı da… Oldu da. Ama büyüyüp gelişmeye devam etti Birleşik Metal-İş…
Greve çıkma oranının neredeyse sıfırlandığı günlerde korkmadan grevlere çıktık. Çünkü biliyorduk cesareti, esaretten ayıran şeyin, sadece bir “c“ harfi olduğunu saldırıların incelttiği yerlere, direnişlerle düğümler atıp, mutlu yarınları düşünecek umutlar yaratıyorduk. Sendikal örgütlenmenin önemli ölçüde gerilediği yıllarda engelleri birer birer aşarak, dişimizle, tırnağımızla kimsenin eline, ceketine sarılmadan, üye sayımızı önemli oranda artırmayı başardık.
Birleşmenin ilk yıllarında önümüze çıkan zorluklarla boğuşan bir sendika iken, keşkelerimizi iyice azaltarak, bugün kurumsallaşmış ve sendikasına gönülden bağlı binlerce üyesiyle, işkolumuzun en saygın ve etkili sendikası olduk. Yine tüm bu olumlu gelişmelere ek olarak, içine 12 Eylül kaçmış AKP hükümetinin tüm yasaklarına rağmen, işkolumuzda MESS’e karşı üç dönem grev bayrağını çekerek, boyun eğmeyen bir üye ve kadro ortaya çıkartmak, aynı zamanda niteliksel bir gelişmeye de işaret eder. Bunun sağlanmasın da eğitlerimizin de önemli bir yer tuttuğunu biliyoruz. Hani ne demişler “kendi dilini iyi bilmezsen tercüme yapamazsın.”
Evet değerli dostlarımız kısa başlıklarla devam ediyorum. İşçilerin gözü arkada kalmadan bizlere emanet ettiği, sendikamızın malvarlığını, günden güne arttırarak, bugün altyapısı en güçlü sendikalardan biri haline getirdik. Hepsi birer destana dönüşen, sayısız direnişler yapıldı.
Bunun yanında önemli hukuksal zaferlere de imza attık. Özellikle burada en son Anayasa mahkemesinden lehimize sonuçlanan bir kararın altını çizmek istiyorum. Cehaletin özgüveniyle hareket eden siyasi iktidarın sermayenin istekleri doğrultusundaki keyfi tutumuna ve ülkemizde eskiden varolan “adalet saraylarının” yerini alan “saray adaletinin” ısrarla uyguladığı adalet perhizine rağmen, Anayasa mahkemesi, grevimizin yasaklanmasına ilişkin başvurumuzu, 3 yıl sonrada olsa haklı buldu. Hükümetin ilk kez para cezası ödemesine karar verdi. Böylece patronların önünde grev yasaklamakla övünen AKP iktidarının, işçi düşmanı yüzü hukuken de gösterilmiş oldu.
Ancak şunu belirtmek isterim ki, bu heyecan dolu, birçok başarıyı kapsayan 25 yılın, başyapıtı diyebileceğimiz mücadele, Metal grup sözleşmelerinde kurulan işbirlikçi düzene karşı, özellikle 2010 yılında “artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” sloganıyla başlattığımız süreçtir. Metal patronlarının tüm sarsılmaz denen kalelerini sarstık, değişmez denen ilkelerini değiştirdik. Çünkü Birleşik Metal damgasını vurmuştu bir kere metal işkoluna… Grev yasaklarını tanımıyoruz derken, şakası olmadığını göstermişti defalarca. Hem de bu mücadeleyi, kaybedeceği bir şeyi olmayanlarla değil, sahip olduklarını kaybetme cesaretini gösterenlerle başardık. Kolay değildi tüm bunlar sendikal hareketin tepesine çöreklenmiş, 12 Eylül cuntasının örmüş olduğu duvarların gardiyanlığına soyunan sarı sendikal yapılara rağmen. Ama bu sendika, kökleri derinden gelen bir geleneğin mirasçısı olarak, kendisine biçilen bu zorlu görevi yerine getirmeye mahkumdu. Çünkü şairin dediği gibi bazıları “kahraman olmaya mecburdurlar.” Bu sendikanın bütün bireyleri kahraman olmak zorundadır. Bazen yenilseler de asla boyun eğmezler. Düşseler de yere kimi zaman, umutlarını yeşerteceği bir avuç toprakla yeniden kalkarlar ayağa, kesilse de başları, çektirmezler boyunlarını sağa, sola. Biliyoruz ki kopmaz sanılan ipler ansızın kopar. Yani bütün ipler inceldiği yerden kopar. Damlayan su sabrıyla taşın delinmesini bekledik. İlmek ilmek ördük mücadeleyi. Tarihimiz bize bunu öğretti. Bizler de tarihimizden ne öğrendiysek onu yaptık. Kendi yazdığımız hayatı yaşadık. Bizden sonra gelecekler de bunu yapacaklar. Çünkü yarın ne yaşayacağımız, bugün yapacağımız şeylere bağlı.
Sendikamızın Değerli Dostları…
Köklü ve iddialı bir sendika olarak, hiçbir şeyi ıskalamadan hayatın tüm alanlarında var olmaya, insanların yaşamlarına dokunmaya çalıştık. Ötekileştirme ve kapitalizmin yoksullaştırma politikalarına karşı mücadeleyi üzerimize vazife edindik. Yani “yaşamımız boyunca hep yangına doğru koşan” bir sendika olduk. Neronlara karşı karıncalar gibi, ağzımızda bir damla suyla saffımızı hep belli ettik.
Bu 25 yıllık birleşme tarihimizde, uzağındakilerce hep özlenen, üzerinde binlerce metal işçisinin ayak izinin bırakıldığı, Yumuşak ve kutsal bir toprak gibi olduk. Başarının topyekün bir gayret ve kollektif çalışmayla geleceğine inandık, bir şeye daha inandık tüm benliğimizle, başkalarının hakları uğruna mücadele etmek, Hatta kendininkinden vazgeçmek devrimci bir tutumdur.
Ne diyor Ahmet Arif “Zaten yaptığımız nedir ki?/Kimsenin karnında açlığı,/ayağında yalınlığı /ve sırtında çıplaklığı kalmasın diye/ömrümüzden bir parça vermek. Hepsi bu…”
Bu ilke ışığında birbirimizin elinden tuttuk. El ele tutuşarak geldik işte bugünlere… Türkiye’nin bu toplumsal ve siyasal ikliminde Sendikamızın 25 yıllık yolculuğu sonunda, buralara gelmesinde herkes elinden gelen çabayı gösterdi. Bizler el etek öpmek yerine, yastığa başını huzurla koyabilmeyi, sizlerin ve tarihin önüne, gönül rahatlığı ile çıkabilmeyi önemseyen insanlar olarak, zorlukları yenecek güce, baskılara dayanacak sabra, her türlü engeli aşacak tecrübeye sahibiz.
Bu 25 yıllık zaman diliminde, eskise de hiç eksilmedi, sınıfsal düşlerimiz. Aksine bu sendikanın bizlere kattığı her değer, aynı zamanda bizim sorumluluklarımızı da arttırdı. Bizi işçi sınıfına daha fazla borçlandırdı. Daha gidecek çok yolumuz, görecek güzel günlerimiz var.
Değerli Dostlar!
Bu 25 yıllık ömrümüzde özetimiz şudur. Biz çoğaldık, biz geliştik, biz güçlendik. Ve böylece birlikten doğan güce dönüştük. Ve inanıyoruz ki daha da güzel günler göreceğiz. Ve and olsun ki bu sendika hep “bir varmış” olacak hiç kimseye “bir yokmuş” dedirttirmeyeceğiz.
Taşlar ne kadar dirense de ırmak akıp gidecektir. Çoğalmaya, gelişmeye ve güçlenmeye tarihsel ve sınıfsal sorumluluklarımızı yerine getirmeye devam edeceğiz. Emanete hiyanet etmeden…
Nazım ustanın dediği gibi “dövüştü pir aşkına,/Yaralandı birkaç kere/Ve saire…/Ve kavga bittiği zaman/Ne çiftlik sahibi oldu ne apartman/Kavgadan önce kartalda bahçıvandı/Kavgadan sonra kartalda bahçıvan”
Bu zorlu yolculukta hepimizin bahtı açık olsun. Herkesi sevgi ve saygıyla selamlıyorum…