İşçi sınıfının uluslararası dayanışması artan bir önem ve aciliyet kazandı

Polonya sendikası OPZZ ile birlikte düzenlediğimiz “Sendikal Haklar” ortak konferansında, Genel Başkanımız Adnan Serdaroğlunun yapmış olduğu açış konuşması

10.05.2018

Değerli konuklarımız, Sendikamızın yönetici ve temsilcileri, SEVGİLİ MÜCADELE ARKADAŞLARIM,

Sendikamız ile Polonya sendikası OPZZ arasında düzenlemiş olduğumuz ortak eğitim çalışmasının bir ürünü olan bu konferansa katıldığınız için hepinize teşekkür ediyorum.

Sermayenin hareketi önündeki engellerin çeşitli yöntemler aracılığıyla kaldırılması olarak özetleyebileceğimiz küreselleşme sürecinin dünya işçi sınıfı üzerinde yaratmış olduğu etkileri sınırlamak ve geriletmek için gerek verilen yerel mücadeleler gerekse de işçi sınıfının uluslararası dayanışması artan bir önem ve aciliyet kazanmıştır.

Küreselleşme yeni bir süreçmiş gibi sunulmasına rağmen, dünya tarihine ve özellikle de kapitalizmin hakim olduğu dönemin tarihine baktığımızda bu düşüncenin doğru olmadığını görüyoruz. Sermayenin dünya kaynaklarını ele geçirmek, üretim maliyetlerini düşürmek, kar ve sömürü oranlarını yükseltmek konusundaki karşı konulmaz güdüsü, küreselleşmenin ya da küre çapında sermaye hakimiyetinin ardında yatan temel nedendir. Dolayısıyla küreselleşme, bilinen eski adıyla “emperyalizmin” ta kendisidir.

Bu dünya hakimiyetini kurma çabasının askeri, politik, ekonomik, sosyal ve kültürel yönleri vardır. Bu yönler, kimi zaman hep birlikte kimi zaman da birbirlerinden bağımsız görünümler sergileyebilmektedirler.

1980’lerin sonundan itibaren dillendirilmeye başlayan soğuk savaşın bittiği, barış ve özgürlüğün dünyaya hakim olduğu iddialarının gerçek olmadığı çok geçmeden ortaya çıkmış, soğuk savaş döneminde halının altına itilen çatışma dinamikleri, emperyalist sermayenin yayılmacı siyasetleri sonucunda dünyanın hemen her köşesinde kendini ortaya koymakta gecikmemiştir.

Ülkeler arası gelir dağılımının iyice bozulmasına yol açan küreselleşme ve beraberinde getirdiği küresel rekabet baskısının endüstri ilişkileri sistemine getirdiği en önemli sonuç esnek çalışma ve sendikasızlaştırmadır. Küreselleşme ve sendikalar ilişkisi negatif yönlü bir ilişkidir.

Küreselleşme sürecinde esneklik yeni dünya düzeninin bir gereği olarak sunulmaktadır. Dolayısıyla küreselleşme, esneklik ve sendikasızlaştırma birbirini takip eden süreçlerdir. Bu nedenlerle küreselleşmecilerin, emperyalizmin barışçı da olabileceği safsataları pul pul dökülmüştür ve dökülmeye devam etmektedir.

Tarih bilincimiz bize, sermaye egemenliğinin hiçbir biçiminin barışçı olmayacağını öğretiyor. Yine aynı tarih bilinci bize, sermayenin küreselleşme faaliyetinin eskiden beri devam eden bir olgu olduğunu öğrettiği gibi, işçi sınıfının uluslararası dayanışmanın da en az onun kadar eski olduğunu öğretiyor.

Sermayenin egemenliğini dünya yüzeyinde hakim kılma niyeti ve çabası öncelikle işçi ve emekçileri karşısına aldığı için, uluslararası dayanışma boş bir laf olarak değil somut bir ihtiyaç olarak ortaya çıkmıştır. Az önce de söylediğim gibi işçi sınıfının uluslararası dayanışması somut bir ihtiyaçtır. Bu dayanışmanın vücuda gelmesinin ise bir tane temel koşulu vardır: O da farklı ülkelerin işçi sınıflarının kendi sermayelerinin iktidarına karşı mücadele vermesidir. Bu temel koşul gerçekleşmez ise işçiler kendi sermayelerinin egemenliği altında birbirine kurşun sıkan ordular haline dönüşürler.   

Kendi ülkesinde sermaye sınıfın iktidarına karşı mücadele etmeyen işçiler, o sermaye sınıfın ordularına asker olarak yazılırlar. Günümüz koşullarında ele aldığımızda, emperyalist sistemin merkezindeki ülkelerde mücadele yürüten işçilere büyük sorumluluk ve görev düşmektedir. Örneğin, Ortadoğu’da ki ülkelerin ABD ve müttefiki emperyalist güçler tarafından işgali, sadece Ortadoğu halklarının değil, bu işgalci ülkelerin işçi ve emekçilerinin mücadele konusudur ve burada ki ülkelerin halklarıyla dayanışma bu emperyalist egemenliğinin merkezinde bir mücadeleyi göze almadan gerçekleşemez.