12 Eylül 1980 Askeri Darbesini şiddetle kınarken, bu zihniyetin devamı niteliğindeki uygulamalarla işçiyi, memuru, köylüyü ezen, uyguladığı ekonomik politikalarla yoksulluğu, çıkardığı yasalarla hukuksuzluğu, verdiği kararlarla adaletsizliği derinleştiren bu yönetim anlayışının da karşısında olduğumuzun kamuoyu nezdinde bir kez daha bilinmesini istiyoruz.
12 EYLÜL DARBESİNİ VE TAKİPÇİLERİNİ BİR KEZ DAHA ŞİDDETLE KINIYORUZ
12 Eylül askeri darbesi, ücretleri baskılayan ve bugün sorgusuz sualsiz uygulanan serbest piyasa ekonomisinin temellerini atan 24 Ocak 1980 tarihli ekonomik kararlarının uygulanmasına karşı çıkan DİSK ve “bizi yok etmeden uygulayamazsınız” diyen Kemal Türkler önderliğindeki Maden-İş Sendikası ile yükselen işçi sınıfı hareketine karşı yapılmış askeri bir müdahaledir.
12 Eylül Askeri Darbesi tamamıyla uluslararası ve işbirlikçisi yerli sermayenin istekleri doğrultusunda gerçekleştirilmiş, başta işçi sınıfı olmak üzere emekçilerin ve halkın tümünün başına bir balyoz gibi inmiştir.
Bu müdahale ile DİSK ve bağlı sendikalar kapatılmış, yöneticileri tutuklanmış, ekmekleri ve hakları için grev boylarındaki onbinlerce işçinin çadırları yağmalanarak, grevler sonlandırılmıştır.
Grevleri yasaklanan, sendikaları kapatılan, liderleri yargılanan işçilerin ücretleri baskılanarak hak arama yollarının hepsi ellerinden alınmıştır. 1979 yılında ortalama 8.4 dolar olan bir işçi ücreti darbenin ardından hayata geçirilen işçi düşmanı uygulamalarla beş yıl içinde 4 dolara gerilemiştir. Dolayısıyla işçiler kısa bir zamanda yarı yarıya fakirleşmiş daha doğrusu fakirleştirilmiştir. Tam da sermayenin istediği gibi karlar artarken, emekçiler yoksullaşmıştır.
Bu sömürüye itiraz edebilecek gazeteciler, yazarlar ve üniversitelerdeki akademisyenler yargılanırken, bağımsız ve özgür basın da kapatılan ve yasaklanan gazeteler aracılığıyla tamamen susturulmuştur.
Gerçekten de 12 Eylül Darbesi sonrasında Onbinlerce kişi gözaltına alınmış, yüzbinlerce kişi fişlenmiş, gazeteciler tutuklanırken, öğretmenler, öğretim üyeleri işlerini kaybetmiş, öğrenciler okullarından atılmıştır. Ayrıca “milli irade” sonucu yani halkın oylarıyla seçilmiş Başbakan, Bakanlar Kurulu ve milletvekillerinin görevlerine son verilmiş, siyasi partiler kapatılmıştır.
Bu ülkenin insanları kendi ülkelerinde adeta sürgünü ve işgali yaşamışlar yüzlerce aile paramparça olmuştur. Kısacası darbe işçi sınıfının yükselen dalgasını kırmak için yapılmış ancak tahribatı ve açtığı yaralar toplumun tamamına yakınında tarifi imkansız acılara neden olmuştur.
Şimdi darbenin ardından geçen 29 yıla rağmen benzer acıları yaşamak bizler için son derece üzücüdür.
12 Eylül Darbesi, sermaye yanlısı tutumuyla, yeni liberal ekonomi politikaları ile ülkeyi emeğiyle geçinenler açısından cehenneme çevirmişti. Bugün ülkeyi yönetenler, darbecilerle başlayan o cehennemi yaşatmaya devam ediyorlar.
Sadece AKP iktidarları döneminde 16 grev yasaklanırken Cumhurbaşkanı R.T. Erdoğan yaptığı “ OHAL’i grevleri yasaklamak için ilan ettik” açıklamasıyla yasakçı ve işçi düşmanı politikaların 29 yıl önceki darbeci anlayıştan çok da farklı olmadığını net olarak ortaya koymuştur.
Aynı o karanlık günlerde olduğu gibi bugünlerde de halkın oylarıyla seçilen diğer bir deyişle “milli irade” sonucu göreve gelen Belediye Başkanlarının tepeden inme kararlarla keyfi olarak görevden alınması bizlere “12 Eylül devam ediyor hala” diye düşündürten sağlayan bir başka hukuksuz uygulamadır.
Diğer yandan gazetecilere, öğretmenlere akademisyenlere, öğrencilere yönelik olarak darbe dönemlerinde bile az görülen yıllar boyu süren tutuklu yargılamalar, dayanaksız suçlamalar ve vicdanları yaralayan kararların çıkması, adalet ve hukukun üstünlüğü gibi sivil dönemlerin alameti farikası olan temel kavramları derinden sarsarken, 12 Eylül anlayışının yaşamın her alanında devam ettiğini de açıkça göstermektedir.
Her şeyin ve tüm kurumların bir kişinin iki dudağının arasından çıkacak kararlara bağlı olduğu bir dönemin bugün de devam ediyor olması Türkiye demokrasisi açısından son derece vahimdir.
Biz DİSK/Birleşik Metal-İş Sendikası olarak 12 Eylül 1980 Askeri Darbesini şiddetle kınarken, bu zihniyetin devamı niteliğindeki uygulamalarla işçiyi, memuru, köylüyü ezen, uyguladığı ekonomik politikalarla yoksulluğu, çıkardığı yasalarla hukuksuzluğu, verdiği kararlarla adaletsizliği derinleştiren bu yönetim anlayışının da karşısında olduğumuzun kamuoyu nezdinde bir kez daha bilinmesini istiyoruz.