YanMenu

30
Tem

Basın açıklaması

İskenderun Organize Sanayi Bölgesi'nde kurulu Befesa Silvermet fabrikasında grevimiz bugün (26 Temmuz) saat 11.00'de coşkuyla başladı.


Genel Başkanımız Özkan Atar, yaptığı açıklamada, “Hak, ekmek ve işçilik onuru mücadelemizin en kıymetli yöntemlerinden olan grevimizi bugün başlatıyoruz. Grevimiz, Befesa işçilerinin ve ailelerinin ekmek ve gelecek mücadelesine, İskenderun OSB’deki tüm metal işçilerine, Türkiye işçi sınıfına hayırlı uğurlu olsun!” dedi. İşverenin verdiği zam teklifini "sefalet ücreti dayatması" olarak niteleyen Genel Başkanımız, bu fabrikada üyelerimizin üç yıldır toplu sözleşme mücadelesi verdiğine de dikkat çekerek, onların onaylayacağı bir sözleşme imzalanana ve haklı talepleri karşılanana dek grevimizin süreceğini vurguladı. 

Başkanımızın konuşmasının ardından Befesa işçileri, "Direne direne kazanacağız", "Sadaka değil toplu sözleşme", "Birleşen işçiler asla yenilmez" sloganları attı, halaylar çekti.

Befesa grevimizle ilgili Genel Yönetim Kurulumuz tarafından yapılan yazılı açıklama ise şu şekilde:

İSKENDERUN BEFESA İŞÇİLERİ HAKLARI İÇİN GREVDE!

İskenderun Organize Sanayi Bölgesi’nde bulunan İspanyol sermayeli Befesa Silvermet İskenderun Çelik Tozu Geri Dönüşümü A.Ş. işyerinde çalışan işçiler, 2021 yılında işyerinde yetkili sendikadan istifa ederek sendikamız Birleşik Metal-İş’e üye oldular.

Ancak yetki itirazı neticesinde işyerinde hukuksal süreç üç yıl boyunca devam etti. Üyelerimiz, sendikalaşma iradelerine sahip çıkarak sendikaları Birleşik Metal-İş’le toplu sözleşmeli bir çalışma düzenine kavuşmak için mahkeme sürecinin sona ermesini sabırla beklediler.

Dava sürecinin sona ermesinin ardından Befesa’da toplu sözleşme görüşmeleri başladı. 12 Şubat 2024 tarihinde başlayan müzakereler sonucunda toplu sözleşme sürecinin masada sonuçlanmasına dair tüm çabalarımız sonuçsuz kaldı. Üyelerimizle yaptığımız değerlendirme neticesinde, işverenin verdiği teklifin Befesa işçilerinin gerçekliğinden uzak olduğu değerlendirmesini yaparak 3 Temmuz’da fabrikada grev kararımızı ilan ettik ve 26 Temmuz itibarıyla da Befesa’da 59 üyemizle birlikte grevimizi başlatıyoruz.

Befesa fabrikası, İskenderun bölgesinde demir çelik fabrikalarının çelik tozu geri dönüşümünü yapıyor. Avrupa, Asya ve Kuzey Amerika’da birçok geri dönüşüm tesisi bulunan İspanya merkezli şirket; çelik tozu, tuz cürufları ve alüminyum kalıntılarının yanı sıra ilgili lojistik ve diğer ilgili endüstriyel hizmetlerin geri dönüşümünü de sağlıyor. Befesa işçileri kurşun, nikel, cıva gibi metallerin bulunduğu fabrika ortamında zorlu ve ağır koşullarda çalışıyor.

Bunun yanında Befesa işçileri, üç yıl süren yetki mahkemesi nedeniyle toplu sözleşme hakkına kavuşamamış, dolayısıyla işçilerin ücretleri erimiş ve asgari ücret seviyesine gelmiştir. Önemli ekonomik kayıplara uğramış Befesa işçilerinin ücretlerine, birinci altı aylık dönem için % 82 zam yapılması talebimize karşılık, işverenin son zam teklifi %27,7 olmuştur. İşverenin bu teklifi, bize grev silahımızı kullanmaktan başka çare bırakmamıştır.

Ülkemizde hayat pahalılığı, yüksek enflasyon ve uygulanan IMF destekli kemer sıkma politikalarının sonucunda gelir dağılımındaki adaletsizlik ve yoksulluk giderek derinleşirken, sermayedarlar kârlarına kâr katmaya devam ediyor. İşçi sınıfımız, açıkladığı şaibeli enflasyon verileriyle ekmeğimizi küçülten TÜİK’in bile artık gizleyemediği bu gerçekliğin içerisinde yaşamaya çalışıyor.

Bu ağır yoksullaşma tablosu içerisinde, toplu sözleşmelerle üyelerimizin ücretlerini korumak, ekonomik ve sosyal haklarını bir adım ileri taşımak, onların sağlıklı ve güvenli koşullarda çalışmasını sağlamak için mücadele ediyoruz.

Befesa’da da üyelerimizin beklentilerini ve taleplerini karşılamayan toplu sözleşme teklifine karşı grev pankartımızı coşkuyla asıyoruz. Befesa işçilerinin haklı talepleri karşılanana kadar grevimizi kararlılıkla sürdüreceğimizin bilinmesini istiyoruz.

Direne direne kazanacağız!

 

Befesa işçileri yarın (26 Temmuz Cuma) saat 11.00'de grev pankartını asıyor.



İskenderun Organize Sanayi Bölgesi’nde bulunan İspanyol sermayeli Befesa Silvermet İskenderun Çelik Tozu Geri Dönüşümü AŞ işyerinde çalışan işçiler, 2021 yılında sendikamız Birleşik Metal-İş’e üye oldular. Yetki itirazı sonucu üç yıl devam eden mahkeme sürecinin sona ermesini sabırla beklediler.

Nihayet davanın bitmesi ve yetkimizin kesinleşmesinin ardından 12 Şubat’ta toplu sözleşme görüşmeleri başladı. Ancak müzakerelerin masada sonuçlanmasına dair tüm çabalarımız ne yazık ki sonuçsuz kaldı.

Üç yıl süren yetki mahkemesi nedeniyle toplu sözleşme hakkından yararlanamayan, bu nedenle ücretleri asgari ücret seviyesine kadar gerileyen Befesa işçileri için birinci altı aylık dönemde yüzde 82 oranında zam talep ettik. Buna karşılık işverenin teklif ettiği son zam oranı yalnızca yüzde 27,7 oldu. Üyelerimizin gerçekliğiyle bağdaşmayan bu teklif, bize grev silahımızı kullanmaktan başka çare bırakmadı.

Kurşun, nikel, cıva gibi metallerin bulunduğu fabrika ortamında zorlu ve ağır koşullarda çalışan 59 üyemizin insanca koşullarca yaşaması ve çalışması, döktükleri alın terinin karşılığını alması için yarın (26 Temmuz Cuma) saat 11.00’de grev pankartımızı asıyoruz.

Grevimiz, Befesa işçilerinin haklı talepleri karşılanana dek sürecek. Tüm emek dostlarını Befesa işçileriyle dayanışmaya çağırıyoruz.

TARİH: 26 Temmuz 2024 Cuma

SAAT: 11.00

YER: Befesa Silvermet Fabrikası önü

(Adres: Organize Sanayi Bölgesi, Noksel Boru Fab. arkası, İskenderun / HATAY)

 

 

 

 

 

 

 

 

Kadın Komisyonumuz, doğurganlık hızının düşmesi nedeniyle hükümetin gündemine aldığı doğum teşviki paketine ilişkin bir basın toplantısı düzenledi.
 
KMO İstanbul Şubesi’nde 23 Temmuz Salı günü yapılan toplantıda metal işçisi kadınlar, “Doğum teşviki değil; eşitlikçi, kamucu sosyal politikalar istiyoruz. Kadınları ‘doğuma teşvik edeceği’ söylenen önlemlerin kadınların istihdamdaki varlığını, gelirlerini, statülerini etkilemesinden, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini daha da derinleştirmesinden endişeliyiz” dedi.
Kadınların çalışma yaşamı üzerinde anne olmanın getirdiği olumsuz etkilere dikkat çeken kadın üyelerimiz, “Hükümetin sorumluluğu bu olumsuz etkileri ortadan kaldırmaktır” diye konuştu.
 
Komisyonumuzun açıklaması şu şekilde:
 

Doğum Teşviki Değil,

Eşitlikçi, Kamucu Sosyal Politikalar İstiyoruz

TÜİK, 15 Mayıs’ta doğum verilerini paylaştı. Bu verilere göre 2001 yılında 2,38 olan doğurganlık hızı, yani bir kadının yaşamı boyunca dünyaya getirdiği ortalama çocuk sayısı, 2023 yılında 1,51’e düştü. Bir ülkede nüfusun azalma eğilimine girme eşiği ise 2,1. Türkiye'de doğurganlık hızı, 2016'dan bu yana bu eşiğin altında seyrediyor.

Bu veriler yayımlandıktan sonra, hükümet kanadından da açıklamalar geldi. Birtakım çalışmalar başlatacaklarını ve bu düşüşü önlemeye yönelik adımların atılacağını dillendirdiler. Bu adımların arasında, kadınların doğum izninin bir yıla çıkarılmasından başlayarak kadınları daha fazla doğuma teşvik edecek düzenlemelerin olduğundan söz ediliyor.

Hükümetin kadına bakışını, kadın-erkek eşitliğine olan mesafesini biliyoruz. Her fırsatta kadınların kazanılmış haklarına saldırdığına yıllardır tanıklık ediyoruz.

Şimdi de, kadınları “doğuma teşvik edeceği” söylenen önlemlerin kadınların istihdamdaki varlığını, gelirlerini, statülerini etkilemesinden, toplumsal cinsiyet eşitsizliğini daha da derinleştirmesinden endişeliyiz. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin kadının insan haklarının ihlali olduğu, yaşamın her alanında kadını ikincilleştirdiği somut bir gerçek olarak önümüzde dururken ve uluslararası sözleşmeler hükümetleri bu eşitsizliği giderecek adımları atmakla sorumlu tutmuşken, birçok ülke eşitlikçi politikaları hayata geçirirken, hükümetin kamuoyuna yansıyan açıklamaları endişemizi daha da artırmıştır. 

Biz metal sektöründe çalışan kadınlarız. Öncelikle kadınların doğurma ya da doğurmama hakkının temel bir hak olduğunu belirtmeliyiz. Bu nedenle kadınların doğurmaya ya da doğurmamaya özgürce karar verecekleri demokratik, kadının insan haklarına saygılı, kürtaj hakkının kısıtlanmadığı, doğum kontrol yöntemlerine ücretsiz erişimin olduğu bir toplumsal yaşamın tesis edilmiş olması gereklidir. Aksi halde merdiven altı uygulamalarla birlikte anne-bebek ölümlerinin artacağı unutulmamalıdır. 

Eşitlik politikalarının hâkim kılınmadığı toplumlarda anne olmak kutsallaştırılırken, bu durumun anne olan kadınların yaşamındaki olumsuz etkileri saymakla bitmiyor. Evde ve işte cinsiyetçi işbölümü, işe alımlardan başlamak üzere çalışma yaşamında ayrımcılık, şiddet, taciz ve ücret eşitsizliği, bunlardan bazılarıdır.

Öyle ki Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO),Türkiye’de çocuğu olan bir kadın ile çocuksuz bir kadın arasındaki ücret farkının yüzde 11 olduğunu tespit etmiş, benzer şekilde anne ile baba arasındaki ücret eşitsizliği oranının yüzde 19 olduğunu açıklamıştır. ILO, bu durumun kadınlara “annelik cezası” olduğunun altını çizmiştir. 

Sosyal bir devlet anlayışının gereği olarak, kadınların karşılaştığı tüm bu olumsuzlukların ortadan kaldırılması için hareket edilmelidir. 

Çocuk doğurmanın birçok kadını istihdamdan çıkardığı, evli kadınların istihdama girişinin daha düşük olduğu TÜİK verileri ile tespit edilmiştir. Kadın-erkek 2023 istihdam verilerine bakıldığında kadınların istihdamdaki oranı %31,3 iken, bu oran erkeklerde %65,7, yani kadınların iki katından fazla olarak gerçekleşti. 2022 yılında hanesinde 3 yaşın altında çocuğu olan 25-49 yaş grubundaki kadınların istihdam oranının %28, erkeklerin istihdam oranının ise %90,5 olduğu görüldü. Bu veriler açıkça gösteriyor ki, doğum sonrası çocuk bakımının tümüyle kadının üzerine bırakılması kadını istihdamdan çıkarıyor.

Toplumsal cinsiyet rolleri, ev işlerini ve çocuk bakımından başlayarak ev içindeki bireylerin bakım yükünü kadınların omzuna yıkıyor. Hükümet, kamusal politikalarla bu yükü kadınların omuzlarından alacak ve toplumda eşitlik fikrini güçlendirecek yapısal adımlar atmak ve kamusal hizmetler sunmak yerine esnek çalışma biçimlerini kadınların önüne bir tercih ve çözüm olarak sunuyor. Bu da kadın emeğinin iki kat sömürülmesini pekiştiriyor.

Hükümetin sorumluluğu, bu tabloyu kadının lehine değiştirmek için girişimlerde bulunmaktır.

Uygulamaya alınacak programların, kadınların kendi bedenleri üzerinde söz ve karar sahibi olma hakkına saygı temelinde, kadın işçilerin istihdamdaki varlıklarını koruyacak/teşvik edecek sosyal ve kamusal politikalardan oluşması gerekmektedir. Toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamak, doğum ve sonrasında cinsiyet rollerinin kadınların çalışma yaşamı üzerindeki olumsuz etkilerini ortadan kaldırmak için Birleşik Metal-İş Sendikası Kadın Komisyonu olarak aşağıdaki önlemlerin alınması gerektiğini düşünüyoruz:

 

  1. Toplumsal cinsiyet eşitliği, tüm politikaların temeli haline getirilmelidir. Çocuk bakımının sadece kadının sorunu/sorumluluğu olduğu anlayışı terk edilmeli; bu konuda devlet, işveren ve eşlerin bu sorumluluğu paylaştığı eşitlikçi bir yaşam tesis edilmelidir.

  2. Yasal doğum izinlerine ek olarak uzatılması düşünülen her süre, anne ve baba arasında eşit olarak kullanılmalıdır. Ebeveyn izinleri hayata geçirilmelidir.

  3. Nitelikli, yaygın ve ücretsiz kreşler/gündüz bakım evleri yaygınlaştırılmalıdır. Tüm organize sanayi bölgelerinde 24 saat açık, nitelikli ve ücretsiz kreşler açılmalıdır.

  4. “Gebe veya Emziren Kadınların Çalıştırılma Şartlarıyla Emzirme Odaları ve Çocuk Bakım Yurtlarına Dair Yönetmelik” toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifiyle yeniden ele alınmalıdır. İşyerlerinde emzirme odası zorunluluğu için yönetmelikte bulunan en az 100 kadının çalışması şartı kaldırılmalıdır. Yine kreş için 150’den fazla kadının çalışması şartı da kaldırılarak erkek işçilerin kreş hakkından faydalanması sağlanmalıdır.

  5. Esnek, güvencesiz, kayıtdışı çalışma biçimleri terk edilmelidir. Kadınlar için güvenceli, düzenli işler yaratılmalıdır.

  6. Çocuk bakımı ile yaşlı bakımı için gerekli sosyal politikaların yokluğunda, kadınların evden çalışmaya ve esnek-güvencesiz çalışma biçimlerine itilmesi engellenmelidir.

  7. Eşdeğerde işe eşit ücret prensibi hayata geçirilmeli ve doğum nedeniyle kadınların ücretlerinin, işyerindeki statülerinin, terfi süreçlerinin olumsuz etkilenmesine karşı önlemler alınmalıdır.

  8. Kadın işçinin doğum nedeniyle ücretsiz izin kullanması ya da işten ayrılması sonrası tekrar aynı işe dönmek istemesi durumunda kadına gerekli destek sağlanmalı ve emsal ücret üzerinden ücretlendirme yapılmalıdır.

  9. Çocuk 1 yaşına gelinceye kadar kadınlar tarafından kullanılan ve günlük 1,5 saat olarak düzenlenmiş süt izinleri, talep halinde toplu kullandırılmalıdır. Anne sütünün depolanabildiği günümüz koşullarında babaların da bu izni kullanmasının önü açılmalıdır.

  10. Tek başına çocuk büyüten kadın işçilere ekonomik destek verilmeli, vergi indirimleri sağlanmalıdır.

  11. Çocukların ihtiyaçları için alınacak günlük izinler anne ve baba arasında eşit olarak kullandırılmalıdır.

  12. Bebeklerin gelişimi için gerekli temel gıdalar/malzemeler ücretsiz sağlamalıdır. Paralı eğitimden vazgeçilmeli, okul çağındaki çocukların nitelikli eğitime erişimi ücretsiz olmalıdır.

  13. Annelerin ve bebeklerin tüm sağlık kurumlarından ücretsiz sağlık hizmeti alması sağlanmalıdır.

  14. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) 183 Sayılı Anneliğin Korunması, 156 Sayılı Aile Sorumlulukları olan Kadın ve Erkek İşçilere Eşit Davranılması ve Eşit Fırsatlar Tanınması adlı sözleşmeleri onaylanmalıdır.

  15. Sendikalaşma oranı, kadın işçiler arasında yüzde 8 civarındadır. Sendikalaşmanın önündeki tüm engeller kaldırılmalı, kadınların toplu pazarlık hakkını kullanarak çalışma yaşamında refahlarını yükseltecek müzakere gücüne erişimlerinin önü açılmalıdır.

Biz metal işçisi kadınlar olarak, çalışma yaşamı başta olmak üzere, tüm yaşamın eşitlikçi, sosyal ve kamucu politikalarla yeniden düzenlenmesi gerektiğinin altını çiziyoruz. Ev işleri, bakım işleri sadece kadınların sorumluluğu değildir. Biz başka bir hayatın mümkün olduğuna inanıyoruz. Sendikaları, siyasi partileri ve demokratik kitle örgütlerini yaşamın her alanında eşitlikçi politikaların hayata geçirilmesi için harekete geçmeye çağırıyoruz.

BİRLEŞİK METAL-İŞ SENDİKASI
KADIN KOMİSYONU

Onursal Genel Başkanımız Kemal Türkler’in öncülüğünde gerçekleşen Şanlı 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi’nin 54’üncü yılında, konfederasyonumuz DİSK’in çağrısıyla İstanbul Kadıköy’deki Yoğurtçu Parkı’nda basın açıklaması ve anma gerçekleştirildi.

Etkinliğe Genel Başkanımız Özkan Atar, genel merkez yöneticilerimiz, şube yöneticilerimiz, temsilcilerimiz, uzmanlarımız ve toplu sözleşme hakları için 56 gündür onurlu grevlerini sürdüren Mersen işçileri katıldı.

“Yaşasın onurlu grevimiz” sloganıyla parka giren Mersen grevcileri, alkışlarla karşılandı.

Açıklamada, “Şanlı 15-16 Haziran’ın izinde ekmek, adalet ve hürriyet mücadelesine!” başlıklı bildiriyi, konfederasyonumuz DİSK’in Genel Başkanı Arzu Çerkezoğlu okudu. Çerkezoğlu, şunları söyledi:

“Bu şanlı direnişi nesilden nesle Türkiye işçi sınıfına anlatmak hepimizin görevidir. Çünkü 15-16 Haziran yalnızca anılması gereken bir “tarih” değildir. 15-16 Haziran içinden geçtiğimiz karanlık dönemden çıkış için yolumuzu gösteren bir işaret fişeğidir.

Bugün 15-16 Haziran direnişinin izinde ekmek, adalet ve hürriyet mücadelesini büyütme kararlılığımızı ifade etmek için bir aradayız. Türkiye işçi sınıfı olarak 15-16 Haziran direnişinde gösterilen birliği, dayanışmayı ve mücadeleyi örgütlemek zorundayız. Çünkü bize bir kez daha sömürü, adaletsizlik ve kölelik dayatılıyor.

Türkiye işçi sınıfı bu adaletsiz düzeni kendi elleriyle değiştirebilir.

Ülkenin tüm değer ve güzelliklerini üreten bizler 15-16 Haziran direnişinin ışığında birleştiğimizde ve mücadele ettiğimizde hiçbir kuvvetin bizi yenemeyeceğini biliyoruz.

Türkiye işçi sınıfı DİSK çatısı altında birleşmeye, 15-16 Haziran direnişinin izinde mücadeleye çağırıyoruz!”

Açıklamanın ardından kitle, sloganlarla 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi’nde üç işçinin katledildiği alana yürüdü. Yaşar Yıldırım, Mustafa Bayram ve Mehmet Gıdak adlı işçilerin anısına saygı duruşunda bulunuldu ve öldürüldükleri alana karanfiller bırakıldı. Anma, “Direne direne kazanacağız”, “İnadına sendika inadına DİSK”, “Yaşasın 15-16 Haziran Direnişimiz” sloganlarıyla sona erdi.